NESİBE
/*Wovon man nicht sprechen kann, darüber muss man schweigen*/
Friday, April 3, 2009
Delilik ülkesinde tek başımayım, gittin yalnız kaldım
Yalnız kaldım
Hiç olmamıştı oysa ki bu
Ya da olmuştu bilmiyorum
Düşünemiyorum şimdi
Öyle birkaç an yaşıyorum işte
Düşünemediğim
Düşüncelerim zincirlenmiş
Yalnızlığım sensizlikle değil
Senin olmaman gözümün olmaması
Senin olmaman elimin olmaması gibi birşey
Öyle birşey işte
Önemsiz
Bilmiyorum önemsiz olmamalı
Önemli aslında
Evet önemli
Elimin olmaması ama kalbimin olması
Evet var ama nerede
Gözüm nerede
Yoksa hala sana mı bakıyor biryerlerde
Uyuyorum
Sen de uyuyorsun
Hayır sen uyumuyorsun biliyorum
Sonra bilmiyorum uyuyor musun uyumuyor musun
Hissedebiliyorum yokluğunu
Gittin yalnız kaldım
Tek başımayım
Ülkemde
Ülkende
Ama başka kimse deli değil
:(
Saturday, March 21, 2009
Adem'le Havva'nın Güncesi

Okumaya devam ettiğim bir kitap, fakat hakkında hemen bişeyler yazmak istedim.Kitap ilk olarak adından da anlaşılacağı üzere Adem ile Havva nın günlüklerinden oluşuyor.Yazardaki hayal gücü inanılmaz:)İlk bakışta en çarpıcı gelen şey Ademin günlüklerinin bikaç satırdan oluşmasına karşın, Havvanın günlüklerinin bikaç sayfaya sığmaması:) güzel bir şekilde başlayan hikaye ölümün ortaya çıkmasıyla birlikte duygusal ve hüzünlü bir şekilde bitiyor.Şeytanın günlüğünün de yer aldığı son zamanlar insanın tüylerini diken diken ediyor.Daha sonraki sayfalarda yazar kısa hikayeciklere yer vermiş.Bu hikayelerde de inanılmaz şaşırıyorum ve merakla okuyorum.En kısa zamanda bitecek bu kitap da:) Size de tavsiye ediyorum...Kitaptan bir alıntı yapmadan da bitirmiyorum:)
İkimizden birinin önce gitmesi gerekirse, dileyim ben olayım ilk giden.onsuz yaşamak, yaşamak sayılmaz bence.
Nasıl dayanırım böyle birşeye?
HAVVA
HAVVA'NIN MEZAR YAZITI
--------------------------------
Cennet, O'nun olduğu yerdi.
ADEM
--------------------------------
Tuesday, February 3, 2009
Niçin Ağlıyorsun, Mutlu Değil Miyiz?
Andre Gorz’un intiharı ve çağrıştırdıkları, bizi hayatımız üzerine bir kez daha düşünmeye kışkırtıyor. Çünkü koca bir hayat bile, bir son dakika gelişmesiyle yeniden anlam kazanabiliyor…
Novalis’in o ünlü sözünü değiştireceğim. Onun şiir için söylediğini, değiştirip aşk için söyleyeceğim. Umarım mezarında dönmesine yol açmaz bu: “Aşk, aklın açtığı yaraları tamir eder.” İsmet Özel’in sözünü ise değiştirmeme gerek yok. Ankara’da, İzmir Caddesi’ndeki bir kahvede, o sözü duyduğumuzda hepimiz yutkunmuştuk: “Aşk, doğmuş olmanın acısına insanın verdiği en derin karşılıktır.”
Bütün edebiyat tarihini, aşkın tarihi olarak (da) okumayı seviyorum.
İnsanın sıfır noktasıdır çünkü aşk. Herkesi tıpkı ölüm gibi eşitleyen en derin insanlık durumlarından ikincisidir. Birincisi ölümdür. Aşk, insanın içindekileri gösterir. İnsanın giyindiklerini çıkarır üzerinden. İnsan, giyinmemiş gözlerle ve her defasında ilk kezmiş gibi bakar dünyaya. Turgut Uyar, birçok konudaki ilklerini yazmıştır. İlk sigara deneyimi, ilk şiir…vs. Ama ilk aşk maddesinin karşısına şunu yazmıştır: “Her aşk ilk aşktır.”
Bunu okuduğumda, ilk aşkım sürüyordu. İnanmamıştım. O yıllarda, bir aşkın bitmesini ve başka bir aşkın başlamasını, bir dinin bitmesine ve başka bir dinin başlamasına benzetiyordum zihnimde. Hatta bir dizem şöyleydi: “İnsanlar bir daha aşık oluyorlar / İlkine inanamadıkları için.” Sonra ben de; “Bu dünyanın karanlığından bir aşk bahanesiyle kurtulamazsın” dizesinin yazarı gibi -belki de mecburen- her aşkın “ilk aşk” olduğuna inanmaya karar verdim.
Bizi dünyadan kurtarır aşk. Her defasında. Çünkü, dünyada kendisinden başka her şeyi gereksiz bir ayrıntı haline getirir. Bizi yaşamaktan böyle kurtarır. Bizi yaşamaya karşı böyle kışkırtır. “Gündelik yaşam mı? Elimizden gelseydi, onu hizmetçilerimize bırakırdık” diyenin bezginliğini de giderir; gündelik yaşamın kutsiyetini ve kıymetini o Alman filozofun da anlayabileceği bir eşiğe de çıkarır.
Aşk’ın tarihi olarak edebiyat tarihi…
Bir tarihçi, Lenin’in sonsuz Çar nefretini, Lenin’in ağabeyinin Çar tarafından idam edilmesiyle açıklıyor ve şunu söylüyor: Dünya tarihini, ailelerin tarihine kadar geri götürmeden doğru anlayamayız. Bu konuyu tarih felsefecilerine bırakalım. Ama edebiyat söz konusu olduğunda, onun tarihini kişilerin özel tarihine kadar geri götürmek zorundayız zaten.
Abdülhak Hamid’in Lüsyen Hanım’la yaşadığı (‘Batılı tarzda marazi’ diyeceğim) ilişkinin gerçek kökleri, onun Makber şiirinde aranabilir. Makber şiiri ise, Hindistan’dan dönerken vebadan ölen ve çöllerde gömülmesi gereken eski karısının mezarı başında yazılmıştı. Hamid, o şiir için “En beğendiğim değil; ama en sevdiğim şiirdir” der. Kusurlu bir şiirdir gerçekten. Ama özeldir. Ve elbette, kişisel edebiyat tarihinde bir dönüm noktasıdır.
Mayakovski, o iri cüsseli korkunç Gürcistanlı, fotoğraflarındaki bakışlarıyla bile caydırıcı bir ifadeye sahiptir. Kitap sayfalarındaki siyah-beyaz gözlerinin içine bile rahatlıkla bakamazsınız. Ama aynı Mayakovski, o günlerde Lili Brik’e, hayatının trajik kadınına yazdığı mektupların tamamını “Fino köpeğin” diye imzalamaktaydı. Çünkü Lili Brik evliydi. Mayakovski’nin “Pantolonlu Bulut” ve “Flütlü Omurga” şiirlerindeki şiddet, insanî olanı doktrin adına dışlamak gibi bir yalınkatlığa düşmek istemiyorsanız, bilmelisiniz ki Devrim aşkından filan gelmiyor; Lili’nin ellerinden, gözlerinden, kokusundan, dişlerinden geliyor. Mayakovski’nin, Lili’yi göremediği gecelerde kalkan derisinin altından geliyor.
Ünlü düşünür Andre Gorz, 58 yıllık evliliği karısının ölümüyle biteceği sırada, bir ay önce, onunla birlikte intihar etti. Ve elbette, şimdiye kadar yazmış olduğu her şeye bu “özel” anda yepyeni bir üslûp (da) vermiş oldu.
Ama ben bu yazıyı, yine de hiçbir kadın tarafından sevilmemiş ve elbette yazdığı her şey bu “ özel” acı tarafından (da) üslûplaştırılmış olan başka bir büyük adamın sözüyle bitirmek istiyorum. 1900 yılında, bilinci tamamen çökmüş vaziyette, hasta yatağındadır. Prusya’ya evine dönmüştür. Kız kardeşinden başka kimsesi kalmamıştır hayatta. Elisabeth Nietzsche, Friedrich’in başucundan hiç ayrılmamaktadır. Bir ara, delirmiş ve ölmek üzere olan sevgili ağabeyinin trajedisine dayanamayıp ağlamaya başlar. Günlerce suskun kalmış Nietzsche, başını hafifçe yana çevirir ve zavallı kız kardeşine şunu sorar: “Niçin ağlıyorsun Elisabeth, mutlu değil miyiz?”
Selahattin Yusuf
İyi ki doğdun annecim, seni çok seviyorum, sen benim ilk aşkımsın:)
Saturday, January 31, 2009
Yanlış!
Hayat yanlış. Bunlar yanlış. Bütün bunlar yanlış. Hayat yanlış. Memleket yanlış. Yurt yanlış. Vatan yanlış. İnsan yanlış. Haklar yanlış. İnsanlar yanlış. Sokaklar yanlış. Nizamettin yanlış. Hüseyin yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Dağdaki çoban yanlış. Oy yanlış. Rey yanlış. Vatandaş yanlış. Koyun yanlış. Koyunlar yanlış. Çaycı bizim Oğuz abi yanlış. Firuzağa yanlış. Cihangir yanlış. Kediler yanlış. Hayat yanlış. Hayat kadınları yanlış. Kadın hayatları yanlış. Oy yanlış. Demokrasi yanlış. Diktatörlük yanlış. Yargı yanlış. Vergi yanlış. Dergi yanlış. Sergi yanlış. Kitap yanlış. Süreli yayınlar yanlış. Köşe yazarları yanlış. İstihbarat yanlış. Doğu yanlış. Batı yanlış. Kutuplar yanlış. Amerika yanlış. Foklar yanlış. Kanada yanlış. Sopalar yanlış. Darbeler yanlış. Ölüm yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Dağdaki çoban yanlış. Sopalar yanlış. Anayasa yanlış. Mahkeme yanlış. Sopa yanlış. Sopa yanlış. Ak yanlış. Parti yanlış. C yanlış. H yanlış. P yanlış. Millet yanlış. Hürriyet yanlış. Vekil yanlış. Savcı yanlış. Cemaat yanlış. Reis yanlış. Lider yanlış. Kaos yanlış. Düzen yanlış.
Hayat yanlış. Eğitim yanlış. Okul yanlış. Kız yanlış. Annesi yanlış. Bilkent yanlış. Tedavi yanlış. Psikoterapi yanlış. Bıçak yanlış. Anne gırtlağı yanlış. Ölüm yanlış. Hayat yanlış. Maktul yanlış. Katil yanlış. Kız yanlış. Anne yanlış. Evlat yanlış. Hayat yanlış. Baba yanlış. Katil yanlış. Devlet yanlış. Birey yanlış. Maktul yanlış. Makul yanlış. Ekstrem yanlış. Yıkım yanlış. Yuva yanlış. Gecekondu yanlış. Fakir yanlış. Zengin yanlış. Hücre yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Sopa yanlış. Fok yanlış. Çoban yanlış. Anne yanlış. Baba yanlış. Kız yanlış. Maktul yanlış.
Hayat yanlış. Düzen yanlış. Süzen yanlış. Büzen yanlış. Kesen yanlış. Biçen yanlış. Döven yanlış. Asan yanlış. Hayat yanlış. İstanbul yanlış. Roma yanlış. Paris yanlış. Otel yanlış. Hilton yanlış. Kamera yanlış. Açı yanlış. Yumruk yanlış. İnsanlık yanlış. Yara yanlış. Bomba yanlış. Gündem yanlış. Düşmek yanlış. Rüzgâr yanlış. Dümen yanlış. Yol yanlış. Kaptan yanlış. Asena yanlış. Göbek yanlış. Et yanlış. Yemek yanlış. Kadınlar yanlış. Hayat yanlış. Kadın yanlış. Yasalar yanlış. Yarasalar yanlış. Saksağanlar yanlış. Bigudiler yanlış. Rimeller yanlış. Programlar yanlış. Kadınlar yanlış. Spotlar yanlış. Ofsayt yanlış. Hakem yanlış. Ağlamak yanlış. Susmak yanlış. Resim yanlış. Oyun yanlış. Siyaset yanlış. Ticaret yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Foklar yanlış. Çoban yanlış. Sopa yanlış. Kanada yanlış.
Hayat yanlış. Hıncal Uluç yanlış. Piyano yanlış. Tiyatro yanlış. Dümbüllü yanlış. Kavuklu yanlış. Başbakan yanlış. Cumhurbaşkanı yanlış. Türban yanlış. Fiyonk yanlış. Ayakkabı yanlış. Çorap yanlış. Atkı yanlış. Katkı yanlış. Toka yanlış. Pişekâr yanlış. Yemin yanlış. Tulûat yanlış. Talim yanlış. Terbiye yanlış. Amblem yanlış. Rozet yanlış. Baykal yanlış. Cem Yılmaz yanlış. Saçma yanlış. Basma yanlış. Pazen yanlış. Naylon yanlış. Ayakkabı numarası yanlış. Aysun kayacı yanlış. Vatandaş yanlış. Çoban yanlış. Foklar yanlış. Kanada yanlış. Sopa yanlış. Kansız ölüm yanlış. Hayat yanlış. Ölüm yanlış. Gündem yanlış.
Hayat yanlış. Vatan yanlış. Millet yanlış. Sakarya yanlış. Kocaeli yanlış. Bafraspor yanlış. Simit yanlış. Bıçak yanlış. Kaleci yanlış. Antrenör yanlış. Bıçak yanlış. Gol yanlış. Düdük yanlış. Karar yanlış. Ölüm yanlış. Maktul yanlış. Katil yanlış. Hayat yanlış. Paris Hilton yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Foklar yanlış. Sopa yanlış. Çoban yanlış. Piyano yanlış. Tiyatro yanlış. Bedri Baykam yanlış. Sanat yanlış. Surat yanlış. İfade yanlış. Parti yanlış. Belediye yanlış. Başkan yanlış. Savcı yanlış. Hakem yanlış. İddia yanlış. Şut yanlış. Baraj yanlış. Dokuz metre on beş santim yanlış. Kitle yanlış. Lider yanlış. Şut yanlış. Gol yanlış. Millet yanlış. Düdük yanlış. Gol yanlış. Hıncal Uluç yanlış. Bedri Baykam yanlış. Dümen yanlış. Rüzgâr yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Çoban yanlış. Maktul yanlış. Fok yanlış. Kanada yanlış.
Hayat yanlış. Nefes almak yanlış. Yer çekimi yanlış. Grafik yanlış. Tasarım yanlış. Gezegenler yanlış. Venüs yanlış. Merkür yanlış. Kuantum yanlış. Enerji yanlış. Bomba yanlış. Yeşil yanlış. Barış yanlış. Kopenhag yanlış. Kanada yanlış. Foklar yanlış. Aysun Kayacı yanlış. Hayat yanlış. Kadın yanlış. Nükleer yanlış. İran yanlış. Aysel abla yanlış. Türban yanlış. Baraj yanlış. Dokuz metre on beş santim yanlış. Hakem yanlış. Şut yanlış. Gol yanlış. Düdük yanlış. Maktul yanlış.
Düdük doğru!
Yazmak yanlış.
Selahattin Yusuf
Friday, January 30, 2009
Gazze’den Sonra Artık Şiir Yazılamaz
Bir de New York’ta, Tel-Aviv’de ve dünyanın başka bazı yerlerinde yaşayan, doğal yaşam alanları oldukça kısıtlı ama çok güçlü boyunlara (mesela sırtlanlar gibi), köpek dişlerine ve vahşet güdüsüne sahip oldukları için rahat yaşayan başka bir canlı türü var. Bunlar da yine öteki yırtıcı türdeşleri gibi, kan kokusunu çok uzaklardan alıyorlar ve başka bir türe ait canlıların (mesela insanların) bedenlerinden sızabilecek küçücük bir kan teli bile onlar için delirtici, kudurtucu bir şehvete dönüşebiliyor. Patrick Suskind’in ünlü kahramanını, Gronua’yı hatırlar mısınız? “Koku” (Parfüm) romanının kahramanını. Genç kızların ten kokusunu şehrin öbür ucundan bile alıyordu hani ve beyni, bilinci kaçınılmaz biçimde cinayete kilitleniyordu. Kendisinin bile önüne geçemediği bir öldürme ve yeme güdüsüydü, zavallı ve gizemli Gronua’nın sonunu getiren.
Ne mi saçmalıyorum?
İsrail ve Yahudilik hakkında yeni bir şey öğrendim. Hemen, biraz önce. İnternet sitelerini dolaşıyordum. Birden aklıma dank etti. Peki Yahudiler (Dikkatle ayırıyorum: Siyonizm=’Vahşi Yırtıcı Tür’ yanlısı Yahudiler) ne diyorlar bu işe diye, biraz bir şeyler okumaya başladım. İsrail’i destekleyen “insanımsı”ların yazdıklarını okumaya çalıştım. Birkaç dakika sonra, gücümü ve soğukkanlılığımı korumaya çalışıyorken yakaladım kendimi. Devam etmeye çalıştım. Sırbistan’dan Ranko Sreckovic şunları yazmış: “İsrail’i terörizme karşı kavgasında destekliyorum. İsrail’in mücadelesini Sırbistan’dan selamlıyorum. Shalom (Selam) İsrail.” Davids Gya California’dan yazmış: “Yüce Tanrı; ‘Sizin sayenizde bütün milletler korunmuş olacak’ diyor. Shalom (Selam) İsrail.” İtalya’dan Riccardo Lucis yazmış: “Buradan sesleniyorum. İsrail’i destekliyoruz! Hamas bitecek. Ah, Tanrım! Bizi karanlıktan aydınlığa çıkar! Bize barış ihsan eyle!” İsmail Köse yazmış: “İsrail, seni seviyoruz! = İsrael we love you”
Dilim damağım tutuldu. İnanır mısınız, arkadaşlarıma göstermek istemedim bu siteyi. İçimdeki saf, kirlenmemiş bir yerin farkına vardım. Ama orası artık kirlenmişti. Bunu hissettim ve arkadaşlarımın içlerindeki -kendilerinin de habersiz olduklarını düşündüğüm- o yerlerinin farkına varmasınlar, istedim. Kirlenince fark ediyorsunuz içinizdeki o yeri. Hani söylemiş ya Rus sinemacı; “Hangi organımızı hissediyorsak, o hasta demektir” diye. İçinizde hiç bilmediğiniz bir yerinizi hissediyorsunuz. Ağrıyla değil ama. Lekeyle. Türünüze ait yepyeni bir bilgi ediniyorsunuz ve bu bilgiye şahit olmak bile silinmez bir leke bırakıyor sizde.
Tek tesellim şu ama. Eminim, “Auswitch’ten sonra şiir yazılabilir mi?” diye sormuş olan Adorno, şimdi cümlesini “Gazze” olarak düzeltirdi. Bize edebiyat tarihinin en zarif kitaplarını bırakırken bir ziraat fakültesi öğrencisine burs yardımı yaparak, bir gün kurulacak Yahudi devletinde ziraatçilere ihtiyaç olacağını da düşünmüş olan Franz Kafka, eminim bugün gözyaşlarına boğulurdu.
Hapishane mahkûmlarını, katillerini, pisliklerini Avustralya çöllerinde yaşayan, dünyanın en barışçıl halkı olan Aborijinler’in üstüne boca eden İngiltere, önce kullandığı; ama sonradan başına bela olacağını bildiği yırtıcı Yahudi tüccarlarını Filistin topraklarına boşaltan İngiltere, Midesinden çıkardığı Siyonizm’i Ortadoğu topraklarına kusan Avrupa, eminim bir gün bambaşka sebeplerle gözyaşlarına boğulacak. Utanmadan, ağızlarında birer bebek cesedi çiğnediklerinin farkına varmadan, kinayeli kinayeli; “Araplar!” diyen ağızların sahipleri, yani az sayıdaki kudretli Türkler, eminim bir gün gözyaşlarına boğulacaklar. Eminim. Eminim!
Selahattin Yusuf